|
Nemrut Dağı'ında İlahlar Arasında ELEONORE DÖRNER "Bütün kış işte bu gökyüzünü özledim." derdi kocam. Eleonore DÖRNER kitabı 'Nemrut Dağında İlahlar Arasında' da Nemrut dağı ve Kommagene anıtları için ömrünü harcayan eşi F.Karl DÖRNER için böyle diyordu. Gerçekten geceleri masmavi ve bol yıldızlı bir gökyüzü vardır Kahta'da.
Eleonore DÖRNER 1972 yılında yayınladığı kitabında ünlü arkeolog ve eşi F.Karl DÖRNER'İ ve o dönem Kâhta'sı hakkında önemli bilgiler vermektedir. Eşi arkeolog Prof. Dr. F.Karl DÖRNER Arsemia (Eski Kâhta) da yaptığı kazı ve araştırmalar esnasında eşine destek olan Eleonore DÖRNER o dönem (1950-60 lı yıllar) köylülerinin ve yörenin yapısını bir yabancı Alman gözüyle objektif bir şekilde anlatmıştır. Eşinin yapmış olduğu çalışmalara kendi de destekte bulunarak adeta bir Kommagene sevdalısı olmuştur. Eleonore DÖRNER dürüstlüğü ve esirgemediği yardımlarıyla yöre halkının güven ve dostluğunu kazanmıştır. Tüm gözlemlerini anlattığı kitap, Kâhta hakkında önemli bilgiler içermektedir.
Eleonore DÖRNER' in kitabına dönersek; "Orada hala dağ pınarları çağlamaktadır ve endüstri gürültüsünün manzaranın sessizliğini bozmadığı, acele ve telaşın köy yaşantısını bölmediği 2000 m. yükseklikte ki Nemrut dağının eteklerindeki kayalardan buz gibi çıkan bu kaynaklar bizi hep kendine çekmiştir. Anlatımında ve ilişkilerinde bu dil ne kadar özlüdür."
Kahta ya ilk geldiğinde büyük bir şaşkınlıkla karşılaştığı köylülerle kısa sürede kaynaşmıştır. Özellikle yöre halkının yapısını kültürünü ve kadın erkek ilişkilerini olabilecek en özlü şekilde anlatmıştır.
"Burada Toroslarda tabiat, insan ve hayvan henüz birbirine bağlıydı. Kayalardan yapılma köyler ve çiftlikler çevrenin o muhteşem özelliğinden bir şey kaybettirmiyordu. Kadınlar şehir kadınları arasında çoğu zaman bakımsız ve pejmürde görünse de buranın yoksul dağ manzarasında uzun renkli entarileriyle rengarenk çiçekler gibi görünüyorlardı. Bende unutulmaz izler bıraktı: genç bir kadın mor elbisesi, koyu saçlarındaki altın takılarıyla pınara nasıl çömelmiş su alıyordu, ya da genç bir anne uzun açık renk çiçekli elbisesiyle katır sırtında, arkada semerde çocuğu nasıl geçip gitmişti. Esmer zayıf yüzlü, liman şehrinde tere bulanmış yük taşıyan zayıf ciddi erkekler, burada evlerinin eşiğinde efendi olarak karşımıza çıkıyordu".
Yine kitabın başka bir yerinde yörenin yaz gecelerinde gökyüzünü şöyle betimler; "Sanki Kommagene' de geçirdiğimiz zaman boyunca hep yalnız dolunay vardı gibi geliyor bana. Geceleri aydınlık gökyüzünden yer küreye bir parıltı gelir; gökyüzü düş gören ruha öyle yakın görünür ki, insan yıldızlar canlı yaratıklar gibi havanın aydınlığında bizimle sohbet etmeye çalışıyorlar sanır." Kahta'yı bir yabancı gözüyle görmek ve 1960 lı yıllardan günümüze insanımızın nasıl değiştiğini anlamak için bu kitap birebir.
Kâhta da konukseverliği ise şöyle anlatmaktadır; "Yanımızda kimse yoksa ve bir dama ya da çocuğu rastlıyorsak, yol kıyısında yük bırakılıyor, eşyamız alınıyor ve gideceğimiz yere kadar bize eşlik ediliyordu, zaten zahmetli bir yolun katedilmiş olduğuna bakmaksızın bu yardımı geri çevirmiyorduk. Önceleri düşündük ki bu insanlar biraz bir şeyler kazanmak istiyorlar; çünkü yoksul yaşıyorlar. Ama hemen utanarak fark ettik ki pek materyalistçe düşünmüşüz. Bize sunulan hizmet konukseverliklerinin kanıtı."
Kahta'yı bir yabancı gözüyle görmek istiyorsanız bu kitabı mutlaka edinin ve zevkle okuyun.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI YAYINLARI:960, ANKARA, 1988 |