Ana Sayfa Hakkımızda Forum Dosyalar Fotoğraflar ZiyaretçiDefteri İletişim
Üye Girişi
Kahtanet.com
 
 Üye Listesi
 Yazarlar
 Kahta
 Nemrut
 Resmi Kurumlar
 Köyler
 Menzil
 Gelenek/Kültür
 Fotoğraflar
 Videolar
 Mahalli İdare
 Sivil Kurumlar
 Siyaset
 Ünlüleri
 Gülleri
 Turizm
 Spor
 Ulaşım
Linkler
 
 HABER ARŞİVİ
 KAHTALILAR ALBÜMÜ
 YOUTUBE VİDEOLAR
 SİTE İSTATİSTİK
Anket
 
En Başarılı Milletvekilini Seçiniz

Ahmet AYDIN
F.Hüsrev KUTLU
Mehmet ERDOĞAN
Şevket GÜRSOY
Şevket KÖSE

 
Site Haritası

 
 
Yazar: İSLAM ve HAYAT

Nefis Muhasebesi

Dr.Namık Kemal KARABİBER     e-mail: nkkarabiber@hotmail.com

Muhasebe, hesap görme, hesaplaşma, kendi kendini sorgulama anlamlarına gelir. Mü'minin, hergün, her saat, iyi-kötü, yanlış-doğru, günah-sevab yaptığı şeyleri gözden geçirip hayırları, güzellikleri şükürle karşılaması; inhirafları, günahları istiğfarla gidermeye çalışması; yanlışlıkları, kötülükleri de tevbe ve nedâmetle düzeltmeye gayret göstermesi adına çok önemli bir cehd ve insanın kendini isbat etmesi mevzûunda da ciddî bir teşebbüstür.

İnsanın, kendi kendini ledünnî yanlarıyla, iç derinlikleriyle, ma'nâ ve rûh enginlikleriyle keşfedip tanıması, tanıyıp yorumlaması diye de ifade edebileceğimiz muhâsebe, gerçek insânî değerlerin ortaya çıkarılması, bu değerlere esas teşkil eden duyguların geliştirilmesi ve korunması yolunda bir ruh cehdi ve düşünce sancısıdır. Ancak böyle bir cehd ve düşünce sayesindedir ki insan, dünü, bugünü ve yarınıyla alâkalı hayrı-şerri, güzeli-çirkini, yararlıyı-zararlıyı birbirinden ayırt edebilir ve kalp istikametini koruyabilir.
Kur'an, Yaratılış Gayemizi Hatırlamamızı ve Muhasebe Yapmamızı Emrediyor Müslüman ne kalbî ve rûhî hayatı, ne de umumî davranışları itibariyle kat'iyen muhâsebeden müstağni kalamaz. O, bir yandan dün ihmal ettiği, hattâ yıkılmasına göz yumduğu geçmişini, ötelerden gelip vicdanının derinliklerinde yankılanan: " -Tevbe edip Allah'a dönün!.." (Nûr, 24/31)ve "-Rabbinize inâbede bulunun!.." (Zümer, 39/54) uyarıları ile gönlünü ihyâ etmeye çalışırken; diğer yandan da : " -Ey iman edenler, Allah'tan korkun, O'na karşı saygılı olun! Ve herkes yarın için ne hazırlamış ona bir baksın!.." (Haşr, 59/18) Yıldırımlar gibi ürpertici, rahmet gibi inşirah verici uyarılarla teyakkuza geçer; kendine çekidüzen verir, elinden geldiğince bütün fenalıklara karşı kapanır.. içinde bulunduğu ânı tıpkı bir döllenme mevsimi, bir bahar mevsimi gibi değerlendirir. Zaman zaman cismâniyete toslayıp sarsılsa da: " -Sineleri her zaman Allah'a karşı saygıyla çarpan müttakiler, şeytandan bir tayf, bir vesvese dokunduğu zaman hemen Allah'ı anarlar ve derken gözleri açılıverir" (A'râf, 7/201) ilâhî beyânına göre her zaman tetiktedir.

Sürekli nefsin sorgulanması ve ona itab imanın kemâlindendir. Hayatını "insan-ı kâmil" ufkuna göre plânlamış her rûh yaşadığı hayatın şuûrundadır ve ömrünün her dakikasını nefsiyle mücâdelede geçirir. Kalbine uğrayan her hâtıraya, kafasından geçen her düşünceye parola sorar ve vize tatbik eder. Şeytana, âsâba, hassâsiyete açık her işinde nefsânîliğini yakın takibe alır; çok defa onun en güzel, en mâkul davranışlarından dolayı bile kendi kendini sorgular.. akşam-sabah elindeki tığını, nefsini levm atkıları arasında dolaştırır ve bu rûh hâleti içinde hayat dantelâsını örmeye çalışır.. her akşam eksik ve yanlışlarını bir kere daha kontrol eder, her sabah bütün günahlara kapalı ve yepyeni bir azimle hayata açılır.

Muhâsebe; iman, kulluk, tevfik, kurbiyet ve ebedî saadete mazhariyet gibi mevzûlarda, tamamen, İlâhî inayet, İlâhî rahmet yörüngelidir.. ve ye's gibi mutlak emniyetin de en amansız hasmıdır. Evet o, her zaman huzûr ve itmi'nana açık olmasının yanında, korku, endişe ve ürperti eksenlidir. Muhâsebeye açık gönüllerin buğulu yamaçlarında her zaman: " -Bildiğimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız" iniltileri yankılanır.. ve onun, huzûr ve mehâbetin iç içe yaşandığı ikliminde, mes'uliyet ve sorumlulukla iki büklüm olmuş en yüce kametlerin: " -Keşke kesilip biçilen bir ağaç olsaydım" inkisârları uğuldar. Uğuldar da onlar: " -Yer bütün genişliğine rağmen onlar için daraldı ha daraldı.. ve vicdanları da bu daralma altında kaldı" (Tevbe, 9/118) tesbitinin her an kendileri için vâki ve vârid olduğunu hissederler. Onların beyinlerinin her guddesinde:" -Siz içinizi dökseniz de gizleseniz de, Allah onunla sizi hesaba çekecektir" (Bakara, 2/284) Bu ölçüde kendi kendini sorgulamanın zor olduğu söylenebilir; ama bu seviyede nefsini muhâsebeye tâbi tutmayanın da zamanı değerlendirmesi; bugünü dünden, yarını da bugünden farklı yaşaması mümkün değildir. Böylesi zamanzedelerin uhrevîlik performansı göstermeleri ise bütün bütün imkân hâricidir.

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır." Haşr/18
Elmalılı Hamdi Yazır bu ayeti tefsir ederken şu değerlendirmeyi yapar: "Ey Allah'a, Resulüne ve ahiret gününe inanıp iman şerefi ile müşerref olmuş bütün müminler! Hep Allah'tan korkun. Nifaktan, münafıklardan, küfürden, kâfirlerden, zulümden, zalimlerden ve şeytanın şeytanlığıyla o kötü akıbete düşmekten sakınıp Allah'ın korumasına sığının da, her işinizde O'nun emir ve nehyini tutarak azabından korunun ve her nefis yarın için, yani kıyamet günü için ne hazırlamış, Allah'a ne takdim etmiş olduğuna baksın. Hesab sorulmadan önce nefsini muhasebeye çekip kendi hesabına nazar etsin. Kıyamet gününe "yarın" denilmesinin iki anlamı olduğu ifade edilmiştir. Birincisi, yarının dünden yakın olması itibariyle kıyamet yarın olacakmış gibi telakki edilerek çalışmaya teşvik etmek demektir.

İkincisi de, Rahmân Sûresi'nde geçtiği üzere Allah katında zamanın, birisi teklif zamanı olan dünya devri, diğeri de ceza ve mükafat zamanı olan ahiret devri olmak üzere iki günden ibaret olduğuna işarettir ki, buna göre bugün dünya, yarın ahiret demektir. Bununla beraber âyet, insanın her gün korunmak için yarına faydalı olacak ne iş yaptığını düşünmesinin gerekli olduğunu da hatırlatmaktan uzak değildir.
Elmalılı, Kıyamet/2. "Kendini kınayan (pişmanlık duyan) nefse yemin ederim" (diriltilip hesaba çekileceksiniz). Ayetini de şöyle açıklar: "Hayır, kendini kınayıp duran nefse de yemin ederim." Bu da aynı mânâda, "nefs-i levvâme" (kendini kınayan)'nin gerçekleşeceğine yemindir. Nefs-i levvâme, "kınayan nefis" demektir. Bu da ya başkasını çok çok kınayan nefis veya yaptığı günahların fenalığını anlayıp da kendini kınayan, pişman olan nefis demek olabilir. Daha çok bu ikinci mânâ yaygın ve bilinmektedir.
Kıyamet günü muhakkak vukuu bulacak ve ona inanmak istemeyen kötü nefisler o gün kendisini çok kınayacak, dünyada yaptıkları gafletlere, günahlara çok pişman olacaklar, hatta her nefis kendini kınayacak, dünyada işlediği kusura pişman olacak, "daha iyi niye çalışmadım, daha güzel işler niçin yapmadım" diye pişmanlık duyacaktır. Bu surette "kendini kınayan nefs"e yemin, o gün gerçekleşecek olan kınamasındaki acılığın önemine ve büyüklüğüne dikkat çekmek için demek olur.

Başkalarını Değil Kendimizi Sorgulama
Mevlâna Cami Hazretleri'nin yanına bir adam gelip:
-Şuna şöyle dedim, buna şu cevabı verdim, diye gurur¬lanmış. Mevlâna Hazretleri rahatsız olmuş ve:
-O cevaplarla değil, yarın Allah'a vereceğin cevaplarla meşgul ol, demiş.

Maalesef hala insanlarda kusur arıyor ve onları kusurlarından dolayı sorguluyoruz. Aslında sorgulanması gereken bizim kendi kusurlarımızdır. Biri gırtlağına kadar çamura batsa, fakat çamur senin sadece topuğuna bulaşsa karşındakini sorgulayıp "Bu kadar çamur da ne?" demeye hakkın yoktur; "Neden ben topuğumu kirlettim?" deyip kendini sorgulaman esastır. Başkasının gırtlağına kadar çamura gömülmesi seni alakadar etmez. Allah'ın onu halas eylemesi için dua edebilirsin sadece; su-i zanna girmeden, gıybet edip çekiştirmeden... Eğer biz, bütün beklentilerden sıyrılıp muradımızı Hakk'ın muradı haline getirememişsek daha yapacak çok işimiz var demektir. Öyleyse nasıl başkalarının kusuruyla uğraşıp onları sorgulayabiiliriz; kendimizin onca eksiği varken.. Tasavvufta mürid bir noktadan sonra murad olur. Yani, ömür boyu hep onu diler, hep onu ister. O'nun mürididir. Kendi güç ve kuvvetinden teberri edip Kudreti Sonsuz'un iradesine râm olur. Belli bir noktaya gelince murad haline gelir. Yani; Hakk arzusuyla dopdolu olur, bütün bütün masivaya, O'ndan başkasına kapanır da O'nun hoşnutluğundan başka hiçbir isteği kalmaz.. bu haliyle de Hakk'ın murad ve matmah-ı nazarı "gözde"si bahtiyar bir ruh olur. İşte biz Allah'ın muradı değilsek O emanetini niçin bize versin ki?

Yazımız veciz bir sözle bitirelim...
Senin iktidarın kısa, bekan az, hayatın mahdut (sınırlı), ömrünün günleri madut (sayılı) ve her şeyin fanidir (geçici/sonlu). Öyle ise şu kısa, fani ömrünü fani şeylere sarfetme (harcama) ki, fani olmasın. Baki şeylere sarfet ki, baki kalsın.

Bookmark and Share
0 Yorum - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam124
Toplam Ziyaret145249
 
Güncel
  Bayram Namazı: 06:44

BU GÜNÜN FOTOSU-Çrş

Nöbetçi Eczaneler

 
Yazarlar
 
Mahmut CANTEKİN
Vicdanının sesini dinle

A. Karabiber
Moda ve Cinsellik

Prof.İsmet TURANLI
Referandum Mitingleri

Eleonore DÖRNER
Kahta'nın Havası ve Suyu

Dr.Kemal KARABİBER
Oruc ve Kur'an

Haci SAĞLIK
Mistik Ülke: İran

Hikmet KIZIL
Ahval-ı Şair

Mahmut CANTEKİN
Kır kafandaki karakolu

Ramazan AYDIN
12 Eylülde yatılı bölge okulu

Melikşah ARMAĞAN
İnadına Yaşamak

Ulusal BASIN
Hayır Çıkarsa!

 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım