Ana Sayfa Hakkımızda Forum Dosyalar Fotoğraflar ZiyaretçiDefteri İletişim
Üye Girişi
Kahtanet.com
 
 Üye Listesi
 Yazarlar
 Kahta
 Nemrut
 Resmi Kurumlar
 Köyler
 Menzil
 Gelenek/Kültür
 Fotoğraflar
 Videolar
 Mahalli İdare
 Sivil Kurumlar
 Siyaset
 Ünlüleri
 Gülleri
 Turizm
 Spor
 Ulaşım
Linkler
 
 HABER ARŞİVİ
 KAHTALILAR ALBÜMÜ
 YOUTUBE VİDEOLAR
 SİTE İSTATİSTİK
Anket
 
Yeni Anayasa Paketini Destekliyor musunuz?

EVET
HAYIR

 
Site Haritası

 
 
Röportaj-Metiner

 Röportaj: Gazeteci-Yazar
Mehmet METİNER

Siteniz Kahtanet.com bir ilke daha imza atıyor. Kahta'nın tanınmış isimleri ile yaptığımız ilk röportajımızın konuğu ünlü Gazeteci Yazar Mehmet METİNER.
Metiner'in her soruyu açık yüreklilikle ve entellektüel düzeyde verdiği cevaplar, inanıyoruz ki fikir dünyanıza büyük etkiler yapacak. Zevkle okuyacağınız bu röportajla sizleri başbaşa bırakıyoruz....


Kahtanet: Mehmet Metiner kimdir?
 CEVAP: Ata yurdumuz Ağrı. 1. Dünya Savaşında Rusların o bölgeyi işgaliyle beraber Kâhta'ya göç etmiş bir ailenin çocuğuyum. Yani muhacir bir ailenin çocuğum. Hala akrabalarımızın büyük bir çoğunluğu Ağrı'da yaşıyorlar. Yani bir yanımızla Ağrı'lıyız. Ben 1960 yılında Kâhta'da doğdum. Kâhta Lisesi'ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldum. 1985-90 yılları arasında yayımlanan Girişim, 1993-95 tarihlerinde yayımlanan Yeni Zemin ve 1996'ta yayın hayatına giren Sözleşme dergilerinin editörlüğünü yaptım. 90'lı yılların başında RP İstanbul İl Başkanı olduğu dönemden başlayarak Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde de (1994-95) Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığını yaptım. Fazilet Partisi (FP) döneminde Genel Başkan Recai Kutan'ın siyasi danışmanı olarak görev yaptım. 2000 yılında HADEP'te Genel Başkan Yardımcısı olarak bulundum. 2001 yılında bu partiden ayrıldıktan sonra aktif siyasete veda ettim. Çeşitli ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdım. Bir dönem Kanal 7'de "Tartışma Zemini" adlı bir program hazırlayıp sundum. Yayınlanmış altı kitabım var. Son kitabım Doğan Kitap'tan çıktı: "Yemyeşil Şeriat Bembeyaz Demokrasi." Önümde, "İslam ve Demokrasi" adlı bir kitap çalışması duruyor. Bugün gazetesinde köşe yazarıyım. Ayrıca gazete için pazartesi söyleşileri yapıyorum.

Kahtanet: Yazarlık ve Gazetecilik dışında faaliyetleriniz var mıdır?
CEVAP: Evet. Bahçeşehir Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyim. "İslam ve Demokrasi" dersi veriyorum. Ayrıca üniversitenin mütevelli heyeti başkanı Enver Yücel beyin de danışmanlığını yapıyorum. Show TV'de yayımlanan Hacı adlı dizinin de konsept danışmanlığını yapıyorum.

Kahtanet: Kâhta ve Kâhtalılarla irtibatınız devam ediyor mu? Ediyorsa ilişkileriniz nasıl, açıklar mısınız?

CEVAP: Çok yoğun işleri olan biriyim. Kendi çocuklarıma bile çoğu zaman vakit ayıramıyorum. Ancak sınırlı sayıda dostlarımla görüşüp buluşabiliyorum. Bunların içinde elbette Kâhtalı olan da var olmayan da. Kâhta'ya her yıl gelirim. Bazen yıl içinde birkaç kez geldiğim de olur. Kâhta benim sevdam çünkü. Doğum büyüdüğüm yer. Sevdiğim bir yer. Her karışında kendi çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın anılarını bulurum çünkü. Kâhtalıların tümüne her zaman kapım ve yüreğim ardına kadar açık olmuştur. Hepsine ama. İdeoloji, parti ve mezhep farkı gözetmeksizin. Dernek faaliyetleriyle uğraşmadığım için çok fazla içli dışlı olduğum söylenemez, ama kendilerinin bana işi düşerse veya bir biçimde benimle görüşmek istediklerini belirtirlerse, asla hayır demem. Kâhtalılarla ilişkilerimde politik veya ideolojik ya da mezhepsel önyargılarla hareket etmediğimi herkes bilir zaten. Benim irtibatım, konumum gereği, her ilden ve her bölgeden insanlarla olmaktadır. Daha doğrusu, herkesin bir biçimde benimle şu veya bu ölçekte irtibatı veya ilişkisi var. Ben tüm illerimize neredeyse gitmiş biriyim. Her ilde ve ilçede çok sayıda tanıdıklarım ve dostlarım var. Dolayısıyla artık herkese ait biriyim. Sadece Türkiye sınırları içinde değil, ülke sınırları dışında da çok sayıda irtibatı olan biriyim. Kâhtalılık benim önemsediğim bir aidiyet, ama tek aidiyetim değil. Beni kendilerinden bilen, hatta pek çok Kâhtalıdan daha çok seven o kadar çok dostlarım var ki!.. Bu anlamda her yer benim yurdum ve hiçbir yer artık tek başına benim yurdum değil. Tabii birinin Kâhtalı olduğunu duyduğumda hissettiğim duygu her zaman için farklıdır, ne yalan söyleyeyim!..

Kahtanet: Ulusal basında "İslamcı Yazar" olarak genelde takdim ediliyorsunuz, bu tanım için doğru_yanlış ise açıklar mısınız?
Cevap: Tabii ki İslamcıyım. Bundan da onur duyuyorum. Ama sadece İslamcı değilim. Sadece İslamcılık beni tanımlamaz. Ben aynı zamanda demokrat biriyim. Demokrasiden yoksun bir İslamcılık anlayışını, yani İslami bir devlet ideolojisi olarak tanımlayan totaliter ve otoriter bir İslamcılık anlayışını elinin tersiyle iten bir demokrat İslamcıyım. Etnik aidiyetim itibariyle de Kürd'üm. Sünni diye adlandırılan mezhepsel bir kategori içinde yer alıyorum. Diyeceğim o ki, birden çok aidiyetim var ve ben tek bir aidiyetin içine hapsedilerek tanımlanabilecek biri değilim. Başka bir deyişle, aidiyetlerimi teke indirgeyen bir kimlik anlayışına sahip değilim. O yüzden sadece "İslamcı yazar" denilirse kabul etmem. Veya yalnızca "Kürt" derlerse onu da kabul etmem. Klasik kategorilerden biri olan "Sünnilik" içine yerleştirilip tanımlanırsam ona da itiraz ederim. Çünkü aidiyetlerimden hiçbirinin bir diğerinden önemli veya önemsiz olduğu kanaatinde değilim. Zaman zaman aidiyetlerimizden bazıları baskılandığında onlara daha fazla sahip çıkarız. O zaman da sanki bir tek o aidiyet için mücadele verdiğimiz sanılır kimilerince. Ufku dar ve bakmasını bilmeyen o insanlar da kalkıp sizi ya sadece "Kürt", ya sadece "İslamcı" vs. diye tanımlarlar. O yüzden kimsenin beni kategorize etmesinden hoşlanmıyorum. Kendimi kendim tanımlarım ve herkesin de beni o tanımlar doğrultusunda tanımasını isterim.
 Çok açık söylüyorum: Benim için bir insan sırf Müslüman, Kürt veya Sünni olduğu için değerli değildir. Ben bir insanı sadece bu aidiyetlerine bakarak olumlamam. Onları sırf bu aidiyetlerinden ötürü yüceltmem. Ben adaletli bir Hristiyanı zalim bir Müslümana tercih ederim. Namuslu, dürüst ve ahlaklı bir Türk'ü, namussuz, sahtekar ve ahlaksız bir Kürt'e tercih ederim. Aynı ölçüler Sünnilik ve Alevilik için de geçerli benim için. Hiçbir Sünni sırf Sünni olduğu için bir Alevi'den daha değerli değildir insan olmak bakımından. "Adam gibi adam" değilse bir Sünni veya bir Alevi ne yapayım ben onu!.. Alevi'yi peşinen dışlayan bir İslamcılık anlayışını bu yüzden tasvip etmem. Irk olarak kendini üstün gören bir zihniyeti ırkçılık olarak değerlendirir ve elimin tersiyle iterim. Biz bu dünyaya Sünni-Alevi, Türk-Kürt vs. aidiyetlerimizi seçerek gelmiyoruz. Pekala bir Sünni olan ben annem babamdan dolayı Alevi olarak dünyaya gelebilirdim. Bir Türk olarak da dünyaya gelebilirdim. Dünyaya gelirken kendimin seçmediği aidiyetlerimden dolayı ne üstünlük taslarım, ne de kimsenin beni aşağılamasına izin veririm. İçine doğduğumuz aidiyetleri fetişleştiren yaklaşımları kesinlikle kabul etmiyorum. Hiçbir Türk bir Kürt'ten, hiçbir Kürt bir Arap'tan üstün değildir. Hiçbir Sünni sırf bu aidiyetinden ötürü hiçbir Alevi'den üstün veya değerli değildir. Bu tür dışlayıcı ve çatışmacı kimlik siyasetlerini çok zararlı buluyorum.

Peygamberimiz, "Bütün insanlar bir tarağın dişleri gibi müsavidirler" der. Hz. Ali, "İnsan kardeşlerimiz" diye bir kategoriden söz eder. İslam, özü itibariyle aslında "insaniyet mektebi"dir Ali Şeriati'nin deyimiyle. İslamiyeti insanlıktan kopartan bağnaz yaklaşımları kabul etmiyorum kendi adıma. Bu yüzden "İslamcı yazar" denildiğinde kategorik olarak doğru tanımlandığım kanısında değilim. Tabii İslami aidiyetimden onur duyuyorum, ancak türlü türlü İslamcılıkların olduğu bir dönemde nasıl bir İslamcı olduğunuzu da anlatmanız gerekir ki o zaman tanımlamalar yerli yerine otursun. Ötekisi kategorize etmektir. Mehmet Metiner, mevcut kategorilerin içine kolaylıkla girmeyen birisi olduğu için, kategorilerle düşünmeyi marifet bilen ideolojik bağnazlar tarafından bu denli eleştirilmezdi. Bana kimse gömlek biçemediği veya beğendiği gömleği giydiremediği için kızanların sayısı hiç de az değil. Çünkü onların anladığı anlamda "İslamcı", "Kürt" vs. değilim. Kendi kendimin İslamcısıyım, çünkü kendimi ben tanımlayabiliyorum. Kendi kendimin Kürdüyüm, başkalarının değil. Kafalarında Kürt veya İslamcı tipolojileri oluşturup da Mehmet Metiner'in onlardan hiçbirine uymadığını görenler, kolay bir yöntem seçerek kalkıp Mehmet Metiner'in İslamcı ve Kürt olmadığını söylüyorlar. Suçlamalarda bulunuyorlar seviyesizce. Siteniz aracılığıyla bir kez daha açıklıkla vurguluyorum: Mehmet Metiner ne kimsenin İslamcıdır, ne de Kürdü. Hiçbir kimseyi, grubu veya partiyi İslamcılığımın veya Kürtlüğümün onay mercii olarak görmüyorum.
Kendi dar ve düzeysiz ideolojik kategorilerinin içine yerleştiremedikleri Mehmet Metiner'i o birilerinin "zik-zakçı" diye suçlamalarının tek sebebi budur. Aslında onlar Mehmet Metiner'i çok iyi anlıyorlar, ama anlaşılmaz göstererek kafa bulandırıyorlar.
Mehmet Metiner'in söyledikleri bir bir çıkıyor çünkü. Dün Metiner'in söylediklerine karşı çıkanlar bugün onun gibi düşünüp yazıyorlar. Ama utanmadan kalkıp Mehmet Metiner'i düzeysizce eleştirmekten de geri durmuyorlar.
Kendi akıllarıyla bir türlü düşünmeyi beceremeyenlerin en büyük düşmanı kimdir biliyor musunuz? Kendi aklıyla ayakta duranlardır. Kendi gövdesi üzerinde kendi aklını taşıyanlardır. Mehmet Metiner gibileri o yüzden o küçücük akılları ve beyinleriyle çamur atarak gözden düşürebileceklerine inanırlar. O yüzden işleri güçler dedikodudur onların, ona-buna kara çalmaktır.
"İslamcı yazar" olarak tanımlayanlar, anlattığım bu kuramsal çerçeveyi göz önünde bulundururlarsa hiçbir itirazım olmaz. Tam tersine onur duyarım.

Kahtanet: Mehmet Metiner çok çizgi değiştiren biri, İslamcı radikal, Refah Partili, Hadep'li, şimdi de Türkiyelilik tezini savunan biri. Tutarsız diyenlere ne cevap verirsiniz?
Cevap:
Bir önceki sorunuza yanıt verirken değindim. Ancak tekrar sorduğunuz için belirteyim: Çizgi denilen şey nedir acaba? Görüş değiştirmek ile din değiştirmek aynı anlama mı gelir? Türkiyelilik tezini kendimi bildim bileli savunuyorum. Mehmet Metiner'i doğru dürüst izlemeyenler bunu bilmiyorlarsa kendileri utanmalıdırlar, onu tutarsızlıkla suçlamak yerine. Tutarsızlık, bir yazarı eni konu tanımadan veya onun hangi zaman diliminde ne söyleyip söylemediğini bilmeden kalkıp onu suçlamaktır. Tutarsızlıktan da öte düzeysizlik ve edepsizliktir bu. Bilmiyorsan konuşmayacaksın. Edebinle oturacaksın. Suçluyorsan delilli ispatlı konuşacaksın.
Hayatımın hiçbir döneminde silahlı mücadeleyi savunan bir İslamcı olmadım. Ama laik devleti dinsiz, demokrasiyi de küfür ve şirk rejimi olarak tanımlayan bir İslamcılık anlayışına sahip oldum. Kâhta'da İslamcılık yaptığımız ilk gençlik yıllarımda Nemrut dağındaki o sanat harikası olan heykelleri "put" diye telakki edip yıkmayı düşünecek kadar da Talibancı bir anlayışa sahiptim. Ama sonradan kanaatlerimi değiştirdim. O dönemde savunduğum İslamcılık anlayışının yanlış olduğunu görüp paradigmamı değiştirdim. Ama birileri görüş değiştirmek ile din değiştirmeyi aynı sayıyorsa, onların aklından kuşku duyarım. Dahası, onları akıl fukarası olarak görürüm.
Bir tek taşlar yerinde sabit kalır. Hiç değişmediğini söylemekten onur duyanların onurlarıyla başbaşa bırakıyorum. Onları suçlamaktan yana değilim. Çünkü herkesin değişmesi gerektiğine inanmıyorum. Ama ben değiştim. Zihniyetimi değiştirdim. İslam'ı bir devlet ideolojisi, Kur'an'ı bir anayasa kitabı veya politika rehberi olarak gören siyasal anlayışımı değiştirdim. İslam'a ilişkin bakış açım değişti. Bugün İslam'ı farklı algılıyorum. Bu da bir Müslüman olarak benim en doğal hakkım. Benim gibi İslamcı anlayışı olmayanlara da demokratlığımın gereği olarak saygı duyuyorum. Çünkü İslam'ın veya İslamcılığın bir tek yorumu yok. Olamaz da. Yorumlar çoğulcu olmak durumundadır. Ben Talibancı, Hizbullahçı, El Kaideci bir İslamcı anlayışı, hele de "terörü" ve "kardeş katlini" "cihad" diye varsayan İslamcı anlayışları yanlış buluyorum.

Hayatımın hiçbir döneminde ırkçı olmadım, etnisist olmadım. Etnik milliyetçiliğe ve ayrılıkçılığa prim vermedim. Ama Kürt kimliğinin inkar edildiği ve Kürt vatandaşlarımızın demokratik kültürel haklarının tanınmadığı bir ülkede de bir demokrat olarak Kürt kimliğinin var olduğunu ve Kürt vatandaşlarımızın da tıpkı diğerleri gibi özgür ve eşit vatandaşlar olarak her türlü demokratik ve kültürel haklara sahip olması gerektiğini savundum. HADEP'te iken de böyle diyordum. HADEP sürecinde etnik milliyetçiliğe ve siyasal bölücülüğe karşı olduğumu HADEP adına katıldığım tüm TV programlarında ve salon toplantılarında dile getirdim. HADEP'te iken üniter devlet temelinde, ortak vatan anlayışı doğrultusunda Kürt sorununun özgür ve eşit vatandaşlık anlayışıyla çözümlenmesi gerektiğini savunuyorduk. HADEP'i girmeden önce yayımlanan "CENNET DÜŞÜ: İdeolojik Devletten Demokratik Devlete" adlı kitabımda da bu düşüncelerimi netlikle yazmıştım. HADEP yeni dönemde "Türkiyelilik" temelinde, üniter devlete ve ortak vatan anlayışına bağlılık temelinde, her türlü etnik milliyetçiliğe ve siyasal bölücülüğe karşı çıkmak temelinde bir yeni anlayışta karar kıldığı açıkladığı için katkı sunmak gerektiğine inandım. Bunlar benim düşüncelerime uygundu. Ve HADEP'in "demokratik cumhuriyet" tezi doğrultusunda değiştirilip dönüştürülmesini hem Türkiye'nin bütünlüğü, ne de Kürt sorununun şiddetsiz çözümü için çok yararlı bulduğumdan bana yapılan ısrarlı teklife hayır diyemedim. Kendim katılmadım, bana yapılan ısrarlı teklifleri geri çeviremediğim için katıldım HADEP'e. Bu sürecin öyküsünü de "YEMYEŞİL ŞERİAT BEMBEYAZ DEMOKRASİ" adlı kitabımda anlattım. Niçin girdiğimi ve ayrıldığımı da ayrıntılarıyla anlattım. Tabii okumadan bilgi sahibi olmayı marifet bilenler, beylik laflarla ve karalamalarla konuşmaya devam ediyorlar. HADEP'e girdikten sonra merkezdeki ideolojik yönetici çekirdeğin hiç de samimi olmadığını ve aslında "demokratik cumhuriyet" tezine inanmadıklarını ve bu tezi sadece taktik gereği savunduklarını gördüğümde de ayrıldım.

İşte iddia ediyorum: Dün HADEP'teyken neyi savunuyor idiysem bugün de onları savunuyorum. Ama benim bıraktığım HADEP'in yerinde yeller esiyor. Başarısızlıklarına kılıf arayacaklarına ciddi özeleştiri versinler derim ben. Ha, bu arada yeri gelmişken vurgulayayım: Mehmet Metiner'i değiştiği için yerden yere vuran Kürt mahallesinden bazı zevatlar Abdullah Öcalan'ın değişim sürecinden övgüyle bahsediyorlarsa oturup düşünsünler derim. Dört parçada Marksist Leninist temelde bağımsız ve birleşik Kürdistan için yola çıkan Abdullah Öcalan'ın bugün savunduğu düşüncelerle nasıl bir değişim içinde olduğunu unutmasınlar. PKK'nın kuruluş ideolojisinin yerinde de yeller esiyor. Öcalan İmralı'da duruşmalarında neler neler söyledi, bilirler!... Beni tutarsızlıkla suçlayanlar, kendi tutarlılıklarını sorgulamalıdırlar.
Bir sözüm de İslamcı mahalleye: Yeni Zemin ve Sözleşme dergilerinde gündeme getirdiğimiz teorik analizlerin tümüne bugün sahip çıkanlar, o gün bize şiddetle muhalefet ediyorlardı. Özellikle de bana. Dün söylediklerimi bugün isim vermeden miri malı gibi kullanan İslamcılarımız, hala değişmediklerini söylüyorlarsa, yalan söylüyorlar. Hani nerede Cuma tartışmaları, hani nerede Darul İslam-Darul Harp tartışmaları, hani nerede "tağuti sistem" eleştirileri, hani nerede "düzenin kurumlarında çalışanlar kafirdir, tecdid-i iman ve tecdid-i nikah etmelidir" eleştirileri... Bunu getirenler bugün düzenin kurumlarında çalışıyorlar, çok güzel de işlerini yürütüyorlar doğrusu... Hepsi de AK Parti'yi destekliyorlar. İyi ki de destekliyorlar. Onları yürekten kutluyorum. Ama AK Parti'nin söyledikleri, Yeni Zemin ve Sözleşme'de söylediklerimizin aynısı değil de nedir acaba? Merak edenler dergilerde yazdıklarımıza bakabilirler. Mehmet Metiner'i "değiştiği" için sözüm ona eleştirenler, Tayyip Erdoğan'ı ve AK Parti'yi yere göğe sığdıramıyorlarsa, sorarım ben size, burada tutarsız olan kim acaba?
Çıkarları için bunu yapıyorlarsa çok ayıp! İnandıkları için böyle yapıyorlarsa artık Mehmet Metiner gibileri suçlamaktan vazgeçsinler derim. Hem düşüncelerimi alıp kullanacaklar miri malı gibi, üstelik bir teşekkürü bile çok görerek, adımızı anma ihtiyacını bile göstermeden, bir de kalkıp suçlayacaklar beni, e pes vallahi! Bu tür İslamcıların da ahlak anlayışlarından ve vicdanlarından kuşku duyarım...

Neyse, ben değiştiğimi söyleyecek kadar yürekliyim. Yarın da yanlış olduğuna inandığım görüşlerimi değiştirebilirim. Çünkü bana vahiy inmiyor ve ben mutlak doğrucu anlayışı tasvip etmiyorum. Bilgim ve birikimim oranında görüş geliştiriyorum, görüşlerimin yanlışlığını gördüğümde de değiştirmekten kaçınmıyorum. Size de tavsiye ederim. Kendinizi bir başkasıyla çoğaltabilirseniz anlamlı olabilirsiniz, yetkin olabilirsiniz. Her konuda en doğru olan düşünceye sahip olduğunuza inanırsanız, kendinizi asla geliştiremezsiniz ve bir başkasıyla da çoğaltamazsınız. Kör bir fanatiğe ve ideolojik askere dönüşürsünüz. Ben size bir entelektüel ve demokrat olarak durmanız gereken yeri söylüyorum, ama siz bir ideolojik asker, kör bir fanatik ve mutlak doğrucu bir mü'min olarak kalmak istiyorsanız, size hiçbir sözüm olamaz zaten.
İzninizle ben size sormak istiyorum tam da burada: Okuduklarını bildiğim birkaç Kâhtalı yakın dostlarımın dışında acaba kaç Kâhtalı entelektüel veya bana bu soruları soran kaç hemşehrim merak edip de "YEMYEŞİL ŞERİAT BEMBEYAZ DEMOKRASİ" adlı kitabımı okudu acaba? Bu kitapta ben değişim öykümü anlatıyorum. Orada herşey var. Kâhta var, Kâhtalı mücadele yıllarımız var. İslami hareketin değişim öyküsü var. Sosyolojik bir kitap. Bir dönemin belgeseli. Acaba bu soruları soranlar merak edip de kitabı okuma ihtiyacı duydular mı? Sanmıyorum. Çünkü okumuş olsalardı Mehmet Metiner'i tutarsızlıkla suçlamazlardı. Bilmeden konuşmazlardı. Ben onları bilerek konuşmayı salık veriyorum. Okusunlar ve eleştirsinler istiyorum. Siteniz aracılığıyla herkese çağrıda bulunuyorum bu vesileyle: İşte kitabım orta yerde duruyor. Okuyun ilkin. Sonra yazdıklarımdan hareketle eleştirin. Kulaktan dolma bilgilerle ve dedikodularla hakkımda değerlendirmede bulunmayın. Bunu niçin mi söylüyorum? Entelektüel ilginiz gelişsin diye. Yoksa beni sevip sevmemeniz, hakkımda övgüde veya yergide bulunup bulunmamanız benim için fazladan önem arzetmez.
Çünkü ben mürit toplamaya çıkmış bir şeyh değilim.
Çünkü ben etrafına militan toplamaya çıkmış bir örgüt lideri değilim.
Çünkü ben herkesin etrafında pervane gibi olmasını isteyen ve her dediğine onay verilmesinden hoşnutluk duyan bir üstad değilim.
Bu taraklarda bezim yok benim.
Ben de Bediüzzaman Said Nursi gibi düşünüyorum: "Benden bile sadır olsa, mihenge vurunuz. Doğru çıkarsa alınız, çıkmazsa gerisin geriye bana yollayınız."
Düşüncelerimle ortadayım. Kendime ait kategorilerim var. Kendimi tanımlayacak bir beyne sahibim. Hiç kimsenin askeri değilim. Düşmanı ve hasmı da değilim.
Beni eleştirenlere de düzeysizliğe kaçmadıkları sürece asla kızmam darılmam. Çünkü eleştiri insanı hizaya getirir ve başka bir düzeyde yeni düşünerek kendini çoğaltma imkanı sağlar.

Kahtanet: Sevgili Mehmet Bey, ben bir Kâhtalı olarak ve sizde bir Kâhtalı olarak,Kâhta'ya çeşitli hizmetlerde bulunmamız gerekiyor.özellikle aktif siyasetteyken memleketinize hangi hizmetler yaptınız. bu arada aktif siyasetten ayrıldıktan sonra araştırmacı yazar olarak Kâhta için şuanda ne gibi çalışmalarınız var. özellikle şuanda Adıyaman bölgesini temsil eden beş millet vekilimiz var onlar acaba Kâhta için hangi projeleri gerçekleştirmek istiyorlar.acaba sorularıma cevap alırım görüşmek üzere kendinize iyi bakın......(bir okuyucu)
Cevap:
Ben aktif siyaset içinde icracı konumunda hiç bulunmadım. Yani bir milletvekili veya üst düzey bir bürokrat olarak hiç bulunmadım. Sadece sayın Başbakanımızın Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde danışman olarak hizmet verdim. O dönemde hemşehrilerime ayrım gözetmeksizin nasıl yardımcı olduğumu herkes bilir. Benim anlatmama gerek yok burada. Milletvekillerimizin projeleri hakkında hiçbir bilgiye sahip değilim. Onları gerçekten izlemiyorum. Çünkü ilgi alanım çok farklı benim. Ama onların da bölgemiz için iyi hizmetler vermek için canla başla çalıştıklarına inanmak istiyorum. Çünkü onlar da hepimiz kadar memleketini seven insanlardır. Onların iyi niyetinden kuşku duymuyorum kendi adıma. Kâhta'nın tek talihsizliği, kanımca, hala büyük bir kasaba olması ve vizyonu olan kişilerce yönetilmemesidir. Milletvekilleri kadar belediye başkanlarının da önemi çok büyüktür. Üzülerek belirtmek isterim ki, Kâhta halkı bu açıdan çok talihsiz bir halktır. Bir türlü Türkiye çapında etkili olabilecek, hangi siyasi iktidar olursa olsun saygınlığı sayesinde istediğini koparabilecek, vizyonu ve ufku olan bir belediye başkanına sahip olmayan Kâhta halkı, henüz hakettiği hizmeti alabilmiş değildir.


Biraz da bu konuda halkı eleştirmek gerekir belki de. Demek ki kendilerine layık birilerini seçiyorlar, ne diyeyim!...Kâhta'da çok sayıda iyi yetişmiş entelektüel diyebileceğimiz, bilgisi, birikimi ve vizyonuyla göz dolduran insan var, ama bakıyorum da onlar bile sıradan insanların peşinden gitmekte bir beis görmüyorlar veya onları seçmekte bir sakınca görmüyorlar.
Kâhta'nın aydınlarını -avukat, doktor, yazar, şair, öğretmen vs..- ilçelerini sahip çıkmaya çalışıyorum. Kendileri nasılsa kendilerini temsil eden yerel yöneticilerinin de öyle olmasını sağlayacak bir siyasi irade ortaya koymaya çağırıyorum onları. Aksi takdirde milletvekillerini eleştirmekle bir şey yaptıklarını sanırlar ki, yazık!.. Soruyorum: Acaba kendileri ne yapıyorlar Kâhta için? Sahi sizlere soruyorum: Ne yapıyorsunuz Kâhta için veya ne yapmayı düşünüyorsunuz? Hani nerede muhalefetiniz? Hani nerede yanlış yaptığında eleştirmekten kaçınmadığınız yayın organlarınız? Nerede sesiniz? Yoksa siz de bir biçimde itibar veya imkan sağlandığında sizi temsile layık olmayan yerel yöneticilerinizin dümen suyunda gitmeyi marifet bilenlerden misiniz? Eğer öyleyseniz çok yazık!..
Ama lütfen sorularıma yanıt veriniz: Sizler nasıl bir siyasi irade koyabiliyorsunuz veya muhalefetinizle nasıl bir katkı sunuyorsunuz Kâhta halkına? Neyi değiştirmeye güç yetirebildiniz bugüne kadar veya niçin değiştirmeye güç yetiremediniz?
Hadi çıkıp cevap verin bakalım...
Hep birilerine sormak kolaydır, bir de siz cevap verin bakalım. Ama dürüstçe...

Kahtanet: Türkiye'yi gezen ve bilen birisiniz. Kâhta'yı diğer ilçelerle kıyasladığınızda nasıl bir sonuç çıkıyor sizce?
CEVAP:
Büyük bir kasaba... Hala ilkel aşiret ilişkilerinin egemen olduğu bir kasaba... Modernlikle internet/chat düzeyinde tanışmış bir kasaba... Çok sayıda okuyanı yazanı entelektüeli olduğu halde kendilerine uygun temsil düzeyi olan yerel yöneticilere sahip olamayan bir kasaba... Nemrut gibi dünyanın harikası bir yere sahip olduğu halde kendini tanıtmaktan aciz bir kasaba... Belediyesi belediye değil... Yöneticileri hala köylülükle ve kurnazlıkla yönetmeyi marifet biliyor... Onun bunun önüne serdiği maddi imkanlarla seçim kazanmayı marifet bilen bir yönetim anlayışı... Kendi içine kapanmış bir büyük kasaba...İyi ki Avrupa Birliği'nin fonları var da bir şeyler yapılabiliyor... Keşke Avrupa Birliği'nin eli siyasetine de değse Kâhta'nın... Bugüne kadar hiçbir yerde Kâhtalı bir yerel yöneticiden övgüyle bahsedildiğine tanık olmadım. Veya farklılığıyla/saygınlığıyla kendini Türkiye kamuoyuna ve Türk siyasetine tanıtabilen bir belediye başkanının ismini duymadım... Kâhta politik bir ilçe, ama politika hala ataların usulüyle sürdürülüyor ve ne yazık ki konuştuklarında mangalda kül bırakmayan Kâhta'nın aydınları da bu oyunun birer parçası haline dönüşmüşler...
Sevgili dostum "Kâhtalı Mıçe" iyi ki var da Kâhta'nın adı sanı biliniyor.... Yoksa Kâhta diye bir yer var mıdır sizce? O yer neresidir acep? Bir bilen varsa bana da öğretsin...

Kahtanet: Kürt sorununa bakışınız değişti mi? Bu konuda fikirleriniz nedir?
CEVAP:
Kürt sorununun üniter devlet temelinde demokrasi içinde çözülebileceğine inanıyorum. Hayır, fikrim değişmedi. Etnik milliyetçiliğe ve siyasal bölücülüğe karşıyım. Etnik/idari temelde federasyon fikrine karşıyım. Kürt sorununun demokratik çözümü için özgür ve eşit yurttaşlık anlayışını savunuyorum. Ayrı devlet, federasyon veya otonomi tarzı önerileri kendi adıma yanlış ve zararlı buluyorum. Ama bir demokrat olarak bu düşüncelerin de şiddete dönüştürülmemek veya şiddeti teşvik etmemek konuşuyla özgürce savunulması gerektiğine inanıyorum.

Kahtanet: Sn. Metiner'e sunu sormak istiyorum: John Fishman, Reversing Language Shift kitabinda, dillerin yok oluşlarıyla ilgili, yedi tane asama siyiyor (Tıpkı deprem şiddetini ölçen Rihter ölçeği gibi). 7. asama dilin artık yok olduğu ama bir kaç yaşlı kişinin hala azda olsa konuşabildiğini, ama dilin tekrar dirilme sansının olmadığı; 6. aşamada hala toplumda konuşanların olduğunu ama yeni nesilin bu dili öğrenmediğini, yani dilin ölüme doğru gittigini; 5. aşamada ise, dilin gruplar tarafindan konuşulduğu ve yeni nesillere de geçebilme şansının devam ettiğini vurgular. Bu asama en kritik aşamadır, çünkü eğer dil yeni nesillere aktarılmıyorsa, bu onun yavaş yavaş öleceği anlamına gelir. 4.3... aşamalar bir dil için gittikçe yıkımın azaldığı ve dilin yasama şansının yüksek oranda devam edeceği seklinde algılanabilir.bu bilgiler ışığında, siz özelde Kâhta , genelde bütün Kürtlerin yaşadığı alanlarda, Kürtçe'nin kaderini nasıl görüyorsunuz? Kâhtalı gençlere neler tavsiye edebilirsiniz? Size göre Kürtçe hangi aşamadadır? (Bir okuyucu)

CEVAP: Kürtçe konusunda uzman biri değilim. Çünkü kendim de Kürtçe'yi bir yazı dili olarak kullanmasını bilmeyenlerdenim. Benim İstanbul'da yaşayan çocuklarım da anladıkları halde Kürtçe konuşmakta dahi zorlanıyorlar. Tabii ki bir dili yaşatmak lazım. Bunun için de dilin öğrenimi önündeki tüm engellerin kaldırılması gerekir. Sadece kurs düzeyinde değil, devletin okullarında da Kürtçe'nin seçmeli dil olarak okutulması gerektiğine inanıyorum. Bunun ülke birliği adına da çok yararlı olacağına inanıyorum kendi adıma. Dileyen seçer öğrenir. Yasakladığınız zaman birlik düşüncesini de parçalamış olursunuz.

Kahtanet: Dindar bir insan mısınız? Dini konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
CEVAP: Dindarlıktan ne kastettiğinize bağlı. İslamiyet dinine mensup olmaktan onur duyan bir dindarım. Bana göre İslam, bir kurtuluş/hidayet dinidir. Mükemmel bir dindir. Ama diğer dinlere karşı da hiçbir düşmanlığım yok benim. Belki de böyle düşündüğüm için bazı "dindarlar" tarafından "iyi bir dindar" olarak kabul edilmeyebilirim. Dedim ya, dindarlıktan ne anladığınıza bağlı olarak değişir bu. Amelleri itibariyle mükemmel bir dindar mıyım? Tabii ki hayır! Sevapları kadar günahları ve kusurları olan bir insanım. Ama inanıyorum ki sevaplarım günahlarımdan daha fazla. Bazıları hiç günah işlemediklerini söylerler. Orada burada ne kadar dindar olduklarını anlatırlar. Umarım öyledirler. Ancak ben insanı insan yapan özelliklerden birinin de günah olduğuna inanıyorum. Herkes ve hepimiz bir biçimde günahkarız. Az veya çok. Bir tek melekler günahsızdır. Kendi adıma ben melek değilim. Kimsenin de melek olduğuna inanmıyorum. Günahlarını minimalize edebilmiş çok nadir insanlar mutlaka vardır, onların da ellerinden öpüyorum. Ancak hepimizden çok günah işlediği halde bir de kalkıp herkesten çok dindar olduğunu söyleyen sahtekarlardan değilim. Bazıları günahı sadece apış arasına indirgerler. Veya ahlaksızlığı da buna indirgerler. Oysa asıl büyük ahlaksızlık, mesela yalandır, kul hakkına tecavüzdür, hileli tartmadır, terazide ölçüyü kaçırmaktır, adaletsiz davranmaktır, dedikodu yapmaktır, iftira atmaktır, gıybet yapmaktır vs. vs.... Nedense bütün bunlar günahtan sayılmıyor veya ahlak olarak kabul edilmiyor. Dolayısıyla sadece günahkar veya ahlaksız olanlar, apış arasıyla sorunu olanlar olarak anlaşılıyor.
Din, benim için hayatın anlamıdır. Beni öte dünyaya bağlayan çok güçlü bir manevi bağdır. Din hem beyindir, hem yürektir, hem de ruhtur benim için. Beyinsiz, yüreksiz ve ruhsuz yaşamak istemem doğrusu. Ama bu şu anlama gelmiyor: Dini olmayanın yüreği, beyni ve ruhu yoktur. Hayır, pek çok dindar olmayanın da bütün bu özelliklere sahip olduğunu biliyorum, ama dine inandığını söyleyen pek çok insanın da gerçekte bu özelliklerden yoksun olduğunu da biliyorum.

Kahtanet: Son kitabınızın ismini neden "yemyeşil şeriat, bembeyaz demokrasi" koydunuz?
CEVAP: Kitabımda bir değişim öyküsünü anlatıyorum. Katı/koyu bir İslamcılık anlayışından demokrat bir İslamcı anlayışa nasıl evrildiğimi anlatıyorum. "Yemyeşil" bu anlamda koyu/katı bir İslamcılık anlayışını tanımlamakta isabetli bir deyim bence. Sadece "yeşil" değil "yemyeşil" çünkü. Bu başlığa bazı İslamcılarımız fena takıldılar nedense. Sanki ben demokrasi bembeyazdır da islam değildir diyormuşum gibi. Olur mu öyle şey? Kitabımın girişinde de belirtiyorum: Benim için İslamiyet bembeyazdır, tertemizdir. Ama kimi İslamcı anlayışlar bu bembeyazlığı kirletiyor, bu bembeyazlığın üzerine kan lekeleri düşürüyor. Demokrasi bir din değildir. Bir ideoloji de değildir. Demokrasinin vatandaşlara empoze ettiği bir yaşam tarzı da yoktur. Bu sadece kitabın içeriğine uygun olsun diye, biraz da çarpıcı olsun diye bir yazar arkadaşımın uygun gördüğü bir isimlendirmeydi. Kitabın ismi bana ait değildir yani, bir yazar arkadaşımın önerisiyle kabul ettiğim bir isimlendirmedir. Çok fazla takılıp kalmamak gerek diyorum.

Kahtanet: Kâhtalılara neler demek istersiniz, Kâhtalı insanımıza bir "Aydın" olarak tavsiyelerinizi alabilir miyiz?
CEVAP: Önceki sorularınızda bunun yanıtı var. Gençlere tavsiyem: Çok okusunlar. İlk okuduklarını hemen gençlik heyecanıyla "mutlak doğru" bellemesinler. İdeolojik bir körlük içine girmesinler. Farklı düşüncelerinden dolayı hiç kimseye düşmanlık beslemesinler. Onlarla medeni ölçüler içinde oturup konuşsunlar. Onların doğrularıyla kendilerini geliştirmeyi önemsesinler, sadece kendi doğrularını empoze etmekle yetinen ideolojik misyonerler gibi hareket etmesinler. Asla kaba kuvvete başvurmasınlar. Şiddet ve terör yöntemlerini sorun çözmede bir metod olarak kabul etmesinler. Demokrat olsunlar. Kendileri için ne istiyorlarsa başkaları için de onu istesinler. Kendilerine yapılmasını istemedikleri bir şeyi başkalarına asla yapmasınlar.
Kâhtalılar için söyleyeceklerimin bir kısmını söylemiştim. Tekrar etmemde yarar yok. Bıraksınlar da hiç değilse kendi çocukları özgürce yaşayabilsinler. Ağasız ve beysiz de yaşanabilir. Kendini şeyh diye pazarlayıp rant sağlayanların ardına çocuklarını zorla salmasınlar. Bıraksınlar da artık Kâhta bir şehir haline dönüşsün anlayış ve uygulamalarıyla.

Kahtanet: Son olarak sitemiz Kâhtanet.com'u takip ediyor musunuz, nasıl buluyorsunuz?
CEVAP: Evet, takip ediyorum. İlgiyle okuyorum. Daha güzel ve düzeyli olmuş. Katkı sunan herkese teşekkürlerimi sunarım bir Kâhtalı olarak. Ancak kimi köşe yazarlarının yazarken daha dikkatli olmalarını salık veririm. Sonuçta siteyi herkes okuyor. Herkes illa da yazmak zorunda değildir değil mi? Ya da illa da yazacaklarsa, mutlaka bir bilenin redaksiyonundan geçirilmeli yazılar. Her yazılanın olduğu gibi yayınlandığı bir site sanırım Kâhta'nın saygınlığına ve kalitesine uygun düşmez.
Bir parça da muhalefet... Aydın duruşu... Kâhta'da ne olup bittiğini bilmeliyiz buraya girdiğimizde... Yapılıp edilenlerin övgüsü de eleştirisi de yapılabilmeli rahatlıkla...
Var da ben mi göremedim? Göremediysem özür dilerim. Yoksa bir eksiklik bu diye düşünüyorum.

Tüm Kâhtalı hemşehrilerime en içten sevgilerimi ve saygılarımı sunarım.
Size de yürekten başarılar dilerim.

Mehmet Metiner
mehmetmetiner@hotmail.com


3 Yorum - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam68
Toplam Ziyaret143783
 
Güncel
  Kahta Ramazan İmsakiyesi

BU GÜNÜN FOTOSU-Pzr

Taziye Haberleri-YENİ

Nöbetçi Eczaneler

 
Yazarlar
 
Mahmut CANTEKİN
Vicdanının sesini dinle

A. Karabiber
Moda ve Cinsellik

Prof.İsmet TURANLI
Referandum Mitingleri

Eleonore DÖRNER
Kahta'nın Havası ve Suyu

Dr.Kemal KARABİBER
Oruc ve Kur'an

Haci SAĞLIK
Mistik Ülke: İran

Hikmet KIZIL
Ahval-ı Şair

Mahmut CANTEKİN
Gözü dönmüş Hakim Bey- Kösele yüz

Ramazan AYDIN
12 Eylülde yatılı bölge okulu

Melikşah ARMAĞAN
İnadına Yaşamak

Mustafa ARMAĞAN
Tunceliler neden CHP yi tutar?

 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım