|
Röportaj: Prof.Dr. İsmet TURANLI Prof.Dr.İsmet Turanlı, dünyaca ünlü tıp doktoru, Kahtalı, ama Kahtalıların çoğu onu daha yeni yeni tanımaya başladı. Farklı kişiliği, fikirleri ve anıları ile hemen farklılığını ortaya koymakta. Özellikle sitemizdeki köşe yazıları ile Kahtalılar onu daha yakında tanımaya başladı. Bizde merak ettik ve kafamızdaki bazı soruları sorduk. Röportajı okuyunca Kahta'dan çıkmış ve dünyaca ün yapmış bir insanın hoş sadası ile kendinizi farklı bir kulvarda göreceksiniz. Özellikle hatıraları ve Kahta üzerine fikirlerinin herkeste etki bırakacağına inanıyoruz.
Kahtanet: Sizi tanımayanlara kendinizi tanıtır mısınız, Prof.Dr. İsmet Turanlı Kimdir? Babam Kahtalı Turanlı ailesinden Ramazan Turanlı, ben iki yaşında iken (1932) araba kazasında vefat etti,(Bizim aileden 10 kişi trafik kazasında vefat ettiği için arabadan nefret ederim. Almanlar araba için şöyle derler.Notwendiges übel. Yani lüzumlu fakat tiksindiren bir vasıtadır.) Annem Malatyalı Turfanda ailesindendir. ilk okul 3 üncü sınıfta iken öğretmenim annemi çağırıp benim muhakkak surette okutulmam gerektiğini söylemiş. Sonraları da bir çok hocam sınıfta yazılı imtihan yaparken beni dışarı çıkartırlardı. Avrupa'daki profesörlerimde beni diğer asistanlarından daha çok desteklerlerdi. Gerek mesleğimde, gerekse sosyo kültürel çalışmalarımdan dolayı Alman Cumhurbaşkanı bana "Almanya Liyakat ödülü" vermişti. Altruistik yapım (Çıkar beklemeden insanlara yardımcı olmak) bana hayatta, dahilde ve hariçte çok dost insan kazandırdı. Vardığım noktaya gelmek için çok mücadele etmem gerekti. Yaşamı hatırlanmağa değerli kılmak için kültürel yönden güzelin peşine düştüm. Gözüm kapandığında gam yemem diye düşünüyorum. Positif düşünmem bana yaşamımda dinamik sağladı. Hocalarım çalışkanlığımı hep övmüşlerdir. 
7 seneden beri emekli olmama rağmen hiç boşa geçen zamanım yoktur. Kitablar makaleler yazıyorum. Besteler yapıyorum. Mesleki entarnasyonal kongreler, sempozyumlar tertip ediyorum. Her gün 2 saat internete girip iç dış basını okuyorum (5 lisan bilmem bunu sağlıyor). Her gün yarım saat yüzüyor, bir saat yürüyüş yapıyorum. Dedem Zenel bey misafiri olmayınca kapının önüne çıkar yoldan geçen birilerini yemeğe davet ederdi. Bende misafirsiz kendimi yanlız hissederim. Çok kıymetli dostlarım oldu. Sanatkarlardan Bedri Rahmi Eyüpoğlu (15 orijinal tablosu süsler duvarlarımı keza Fikret Otyam'ın), Diplomatlardan İhsan Sabri Çağlayangil, Vahit Halefoğlu, Yazarlardan Yaşar Kemal, dünya çapında bir çok ilim adamları v.s.
Dünyanın görülmeğe değer köşelerini bilhassa ilmi toplantılar vesilesi ile görmem mümkün oldu. İhtilaller sebebi ile bir müddet Türkiye'ye gelemedim. Dünyanın en güzel sahili Riviyereda yazlarımı, gene dünyanın en güzel kışlarını İsviçre'de geçirdim. Askerken nefret ettim. Askerlik yapmadan terhis oldum. Silahtan ve Paradan nefret ettim. Tevfik Fikret'in dediği gibi 'Vatanım ruyi zemin, milletim nevhi beşer dedim. İnsanları Mevlana'nın izinde İNSAN oldukları için sevdim. Çok okudum, çok çalıştım hayatımda bir gün için yoruldum demedim. Kahtanet: Tıpta dünya çapında ün yapmış birisiniz, biraz da kariyerinizden bahseder misiniz. İngiltere'nin bir numaralı ilim merkezi Londra'daki Hammersmith, Dünyada bir numaralı Kanser tedavi merkezi Stockholmde Karolinska hastanesinde Prof.Kottmeier'in yanında çalışıp Kanser hücrelerinin kolay teşhisi için bir metot geliştirip Acta Scandinavicada (1958) neşrettim. Almanya'da zamanında en yetenekli operatör Prof.Anselminonun yanında bir çok yeniliklere imza atan çalışmaları yapıp yayınladım. Dünyada Laparoskopi metodunun piyoniyeri Prof.Frangenheim'le bir çok ilki başardık. İlk defa dünyada kadında yumurtanın atılışının filmini görüntüleyip yayınladık. Ders kitablarına geçti. İlk defa dış gebeliğin laparoskopi ile kolay teşhisini duyurduk. Bonn üniversitesinde Prof.Breuer'le yaptığım bazı hormonlar hakkındaki çalışmalarım doçentlik çalışmam oldu. Alexander Humboldt vakfından Kazandığım burs ilmi çalışmalarımı sağladı
Bir çok çalışmalarım teknik detaylı olduğu için burada uzun uzun anlatmam mümkün değil. Almanya'da ilk kliniğini açan Türk doktoru, bir Türk kadında ilk defa Tüp bebek yapımını (1985) sağladım. Türk-Alman tabipler, Türk-Alman Jinekologlar, Türk-Alman Kültür vakfını kurdum. Senelerce toplantılar tertip ettim. (1970) DE İLK DEFA Türk çocukları için anadilde eğitim yapan YUVA 'yı açtım.v.s . Biri Türkçe,diğeri ingilizce Tüp bebek ve kısırlık tedavisi hakkında kitap yayınladım. 50 den fazla Almanca, İngilizce, Fransızca,Türkçe ilmi yayınım oldu. 8 tane bestem var. Birini Köln filarmoni orkestrası çalıp, bir CD yaptı. Kahtanet: Bizim doğu insanı genelde zor şarlarda ve sıkıntılar çekerek okur, siz de eğitim hayatı boyunca sıkıntılar içinde mi okudunuz? Ortaokula gitmek istemedim. Çünkü uzun pantolonum yoktu. Mütehassıs oluncaya kadar hiç para kazanmadım. Akrabaların ufak tefek yardımları ile tahsilimi, ihtisasımı yaptım. Avrupa'ya gitmem döviz yokluğundan (1957) mümkün olamıyordu. 3 günlük açlık grevi yapmıştım. Babamı erken kaybetmem dolayı maddi manevi bir öksüzlük çektim. Geriye baktığımda parasız, pulsuz kariyerimi, tahsilimi nasıl başardığıma bende hayret ediyorum. Galiba pozitif düşünmem, azimli ve çalışkan olmam bana bütün bunları mümkün kıldı. Hiç unutmam, Fakültenin son sınıfında iken Kahta'dan İstanbul'a gidecek otobüs, tren param yoktu, Günlerce odama kapanım ağlamıştım. Rahmetli Bedriye annem Susyandaki tohumluk buğdayı satıp İstanbul'a gitmemi sağlamıştı. Üniversite tahsilim sırasında hiçbir gün kahveye gitmemiştim ve Yeşilay üyesi idim. Bütün güçlüklere rağmen kendimi yetiştirme yolunda ara vermediğim için mesuttum. İlk okuldan Lise son sınıfa kadar sınıf ve okul gazetesini ben çıkarırdım. Kahtanet: Çoğu kişi İsmet Turanlı deyince soyadınızdan dolayı sizi de "Ağa" olarak görüyor, Ağa mısınız? Bu konuda neler söylemek istersiniz. Üniversitede iken tramvaya binmekten çekinirdim. Zira arkadaşlarımın biletini ben öderdim. Köln'e gelen sanatkar, politikacı, diplomatlar, meslektaşlarım hep misafirim olmuşlardır. Daha çocukken bile Kahta'ya geldiğimde vatandaşların sorunlarını dinler onlara bürokraside yardımcı olurdum. Bu ağa ailesinden olmamın, feodal yapının görgülendirdiği sosyal düşüncenin bir zorunluluğu idi. Bütün bunlara bakarak ağalık ettiğimi söyleyebilirsiniz ki ağa olduğumu düşünmeden yapardım. Bizim aile ferdleri Kahta'da hala bu sosyal fonksiyonu yürütmektedirler. Bizim aileden kimse vatandaşın ölümüne sebep olmadığı gibi, vatandaş tarafından da diğer feodal ailelerde görüldüğü gibi katil hadisesi olmamıştır. Kahtanet: Feodal yapı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Türkiye'de artık feodal yapıdan bahsetmek mümkün değil diye düşünüyorum. Dedemden veraset yoluyla ancak % 1 intikal eden mülküm olmuştur. Daha doğrusu satışlardan % 1 hissem olmuştur. Türkiye'de feodal yapı form değiştirmiştir. Bugün fabrikatörler, para babaları ağa unvanı kazanmaktadır. Ağa olabilirler ama PAŞA olamazlar. Kahtanet: Kahta'ya gelip gider misiniz, gelince ne yaparsınız, nasıl zaman geçirirsiniz. Son zamanlarda Kahta'ya geldiğimde Hastanede vatandaşlara mecanen sağlık hizmeti vermekteyim. Kahtanet: Sizce Kahta çok değişti mi, en çok hangi alanlarda değişim dikkatinizi çekiyor. Çocukluğumda 2500 nufuslu bir köydü, Kölük köyü. Şimdi nufusu 100 bini geçmiş. Çocukluğumda haftada iki defa posta arabası gelirdi. Biz çocuklar Arıkente kadar karşılamağa giderdik. Şimdi 10 000 araba var Kahtada. Bir kasap, bir fırın, bir kebapçı, bir kahve, bir cami vardı. Bir iki sınıflı ilkokul vardı. Elektrik, su yoktu. Bir çeşme vardı, bütün halk o çeşmeden su taşırdı. Malatya'dan Kahta'ya 3 gün katır sırtında giderdik. Bir yaz Göçeri'de pamuk toplatmaya beni vazifelendirmişlerdi .Komşu köylerden traktör romorküyle köylüler gelirdi.Topladıkları pamuğun bir kilosuna 4 kuruş alırlardı. Gelenlerin bir uzun külotü (kadınlarda) bir gömlekle aylarca çalışırlardı. Sadece yufka yer ve (köndörden) su içerlerdi. Katıkları soğan veya domatesleri bile yoktu. O yaşantılarımı ayrıca yazmak istiyorum. Bütün köylere atla, katırla giderdik. Hiç bir köye çose yoktu. Hatırlıyorum Çaya, Tibile, Horike yaya bir saatte giderdik. Dedemin cebinde bile para yoktu. O zamanda BAKUR vardı. Yorganlarımız uçardı. Damda yatardı herkes. Çeşit çeşit üzümler, incirler vardı. Kerge yapılırdı günlerce bağlarda. Badem,fıstık, çeşit çeşit sebzeler vardı. Tırşık, balcanıdev, klotık, şıllıki yenirdı. Sarmısaklı tavuklu pilavı, pırporu unutamıyorum. Kahta'da memurlardan gayri herkes Kürtçe konuşurdu. % 80 kadınlar, %50 erkekler Türkçe bilmezlerdi. Kahtanet: Kürt meselesine farklı bir bakış açınız var, Sabah Gazetesinden Erdal Şafak, 13.08.2005 tarihli köşesinde sizin için, "referansı demokratik olan Kürt aydını yok mu? Çok. O bölgeden çıkmış, dünyaca ünlü tüp bebek uzmanı Prof. Dr. İsmet Turanlı, ....." olarak anmaktadır. Yazar ne demek isiyor, bu konuyu bize açıklayabilirmisiniz? Kürtler bin seneden beri Türklerle ayni coğrafyada yaşamışlar. Kürtler dünyada devleti olmayan tek millettir. Andoranın, San Antonıo nun, Lichtensteinin devleti var. UNO ca akredite. Olimpiyatlarda temsil edilmeyen tek millet. Dilleri Indogermaniktir. Türkçe asiatiktir. Menşeleri ayrı. Osmanlıda oldukça özerk yaşarlardı. Buna rağmen 30 defa isyan etmişlerdir. Dini ve coğrafi sebepler onların özgür yaşamalarına mani olmuştur. İngilizler birinci dünya savaşından sonra Kürtleri dörde bölmüştür. RESTUTIO AD REM latincesi. Yani bu dörde bölümlük düzelmeden yani ASLINA RUCİ teşekkül etmeden Kürt sorunu çözülemez. Bunu politikacı olduğum için değil, Biolojist olduğum için söylüyorum. Kürtleri Gandi gibi, Mandela, M.Lüter King gibi liderleri olmadığı için, gurupların liderleri de birbirlerini hain suçlamaları sayesinde bir birlik kuramıyorlar. Özgürlük kavgasını ilkel silahlarla sağlamağa çalışıyorlar. Kürtlerin silahı bırakıp beyinlerini çalıştırmaları lazım. Cahil bırakılmış olmaları en kötüsü de kültürlerini geliştirmelerine imkan sağlanmaması Türklerin Kürtlere yaptığı bir Zulüm olarak telakki ediyorum. 150 bin Kıbrıslı Türke devlet kurulmasını vacip görürken, Türkiye dışındaki Irak'ta Kürdistan özerk bir devletin kurulmasına mani olmağa çalışmalarının hiç bir ahlaki, insani gerekçesi yoktur. Yukarda dediğim gibi benim vatanım ruyi zemin, milletim nevhi beşer. Kahtanet: Şu an yaşamınızı nasıl/nerde sürdürüyorsunuz, nelerle ilgileniyorsunuz. Kışın Antalya'da, yazları Almanya ve İsviçre'de yaşıyorum. İmkan buldukça sık sık Kahta'ya gelmek istiyorum. Eşimin hastalığı sık seyahat etmeme mani oluyor. Nelerle ilgilendiğimi yukarda zaten anlatmıştım. Kahtanet: Kahtalılara neler söylemek istersiniz, tavsiyeleriniz nelerdir. Kahta'da un var,şeker var,yağ var fakat helva yapan yok. Kahta'da badem var neden bademezmesi yapıp satmazlar, arpa var bira yapmazlar, tütün var puro yapmazlar, yabani fıstık ağaçlarını aşılamazlar, Nemrut ziyaretçileri için güzel oteller, spor merkezleri yapmazlar. Cumhurbaşkanı Sezer'e çok kızıyorum; Petrol gelirlerinin çıkarılacağı yerlere pay verilmesini red ettiği için. Güneydoğuya 7 senede hiç gelmediği için. İthal doktor getirilmesini red ettiği için. Hekim eksikliğinden dolayı insanların ölüme mahkum olduklarının bilincinde değil. İnsanın aklına der denmez şu geliyor. Bu red ettikleri Kürtlere yararlı olduğu için mi? Kahta'da yamaçlar bomboş. Tema vakfı faaliyet göstermiyor mu? BAKUR'dan neden enerji sağlanmıyor. AB nin bu hususta kredileri var. Müteşebbis yok Kahta'da. Ben yaşım müsait olsaydı bu mevzuları kurcalardım. Kahtanet: Kahtanet.com sitesini nasıl buluyorsunuz, sitemiz hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz. Kahtanet'in varlığı ile iftihar ediyorum. Bana yazılarımı yayınlamak fırsatı verdiği için müteşekkirim. 
1 Yorum - Yorum Yaz
|